6102 SAYILI YENİ TÜRK TİCARET KANUNU VE DENİZ TİCARETİ BAŞLIKLI BEŞİNCİ KİTABINA GENEL BİR BAKIŞ

6102 sayılı yeni Türk Ticaret Kanunu 2011 yılının Ocak ayında TBMM'de kabül edilmiş ve 14 Şubat 2011 tarihinde de Resmi Gazete'de yayımlanmıştır. Yeni TTK 1 Temmuz 2012 tarihinden beri yürürlüktedir. Yeni kanun beraberinde bir çok alanda yeni düzenlemeler ve değişiklikleri de getirmekte, bunların en yoğun görüldüğü alanlardan birisi ise deniz ticareti olmaktadır. Bu çalışmada 6102 sayılı TTK'nın deniz ticaretine ilişkin yeniliklerine genel ve kısa bir bakış sağlamaya çalışacağız.


Öncelikle belirtmek gerekir TTK'nın deniz ticaretine ilişkin hükümleri belirlenirken büyük ölçüde Türkiye'nin tarafı olduğu uluslararası sözleşmelerden yararlanılmaya çalışılmışsa da, az fakat belli bazı noktalarda uluslararası mevzuat ile kanunda yer eden hükümler arasında önemli farklar olduğu görülecektir. Bunun sebebi ise ticaret kanunumuzun büyük ölçüde Alman Ticaret Kanunundan (Handelsgesetzbuch) iktibas edilmiş olmasından kaynaklanmaktadır. Zira Almanya söz konusu uluslararası sözleşmelere taraf olurken beraberinde çeşitli çekinceler de koymuştur ve dolayısıyla Alman iç hukukuna aktarılan hükümler ile uluslararası mevzuat arasında farklılıklar vardır.


6102 sayılı yeni Türk Ticaret Kanunu ile deniz ticaret hukukuna ilişkin olarak getirilen temel değişiklikler şu şekildedir;


I. Eski 6762 sayılı kanunda deniz ticaretine ilişkin hükümlerin temeli 19. yüzyılın 2. yarısına hakim esaslara dayanmaktaydı. Bu nedenle 6102 sayılı kanuna ihtiyaç ve temel bir takım değişiklikler zaruri idi. Yeni Türk Ticaret Kanunu ile günümüz ihtiyaçları gözetilmiş ve uluslararası mevzuat ve teamüller ile uyumlaştırma çabasına girilmiştir.


II. Kanunun dili önemli ölçüde sadeleştirilmiş, daha anlaşılır bir hale getirilmiştir.


III. Belirtildiği üzere 19. yüzyıl 2. yarısına dayanan ve uygulama alanı bulmayan hükümler kanundan çıkarılmışlardır. Bununla beraber yeni sayılabilecek kavramlar ve kurumlar da kanuna eklenmiştir.


IV. Geçtiğimiz bir kaç yıl içinde Türk Hukukunda önemli ve köklü değişimler meydana geldiği açıktır. Bunlardan konumuzla ilgili olanlar ayrıca Türk Borçlar Kanunu, Türk Medeni Kanunu ve Hukuk Muhakemeleri Kanununda yapılan değişimlerdir. En son 6102 sayılı yeni Türk Ticaret Kanunu'nun oluşumunda tüm bu değişimler göz önünde tutulmuş, özel hukuk anlamında deniz ticareti hükümleri açısından bir uyum sağlanmaya çalışılmıştır.


Belirtildiği üzere deniz ticareti kitabının oluşumunda uluslararası mevzuata büyük ölçüde uyum sağlanmaya çalışıldığı görülmektedir. Hükümlerin, Türkiye'nin de taraf olduğu 1924 Lahey Kuralları, 1968 Visby Kuralları ve 1979 Londra Protokolü (Lahey/Visby Kuralları) ile uyum içerisinde olduğu açıkça görülmektedir. Bunun yanı sıra deniz ticareti kitabının oluşumunda 1978 Hamburg Kurallarına da yer verilmeye çalışıldığı ancak, bu kuralların Lahey/Visby Kuralları kadar geniş yer tutmadıklarını söylemek doğru olacaktır. Rotterdam Kurallarına ise yer verildiği veya esinlenildiği görülmemektedir. Bunun sebebi ise basitçe Türk Ticaret Kanunu'nun ve Rotterdam Kurallarının her ikisinin de oldukça yeni olmasıdır. Rotterdam Kuralları (The United Nations Convention on Contracts for the International Carriage of Goods Wholly or Partly by Sea) 11 Aralık 2008'de kabul edilmiştir ve T.C. henüz bu sözleşmeye taraf değildir. Kaldı ki an itibariyle yalnızca İspanya ve Togo tarafından tam uygulanırlığa (ratification) sahiptir. Yolcu taşımaları hakkında ise yeni kanunda 1974 Atina Sözleşmesi (Athens Convention relating to the Carriage of Passengers and their Luggage by Sea 1974) ve bunu tadil eden 2002 Protokolünün temel alındığı görülmektedir.


Yeni 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda 931. ve 1401. maddeler arasına denk gelen Beşinci Kitap deniz ticaretine ayrılmıştır. Eski Ticaret Kanunu'nun deniz ticaretine ilişkin hükümleri kendi içerisinde 7 kısma ayrılmıştı. 6102 sayılı kanunda ise yeni olarak Sekizinci Kısım da eklenmiş ve Cebri İcraya İlişkin Özel Hükümler burada ayrıca düzenlenmiştir. Ayrıca yedinci kısım da tamamen değiştirilerek burada "Sorumluluğun Sınırlanması ve Petrol Kirliliği Zararının Tazmini" konusuna özel olarak yer verilmiştir.


Deniz Ticaret Kitabı daha ilk maddesinden önemli sayılacak bir değişiklikle başlamaktadır. Bu 931. maddede düzenlenen gemi tanımına ilişkin olarak yapılan bir değişikliktir. Buna göre yeni kanunla birlikte gemi tanımı açısından artık "denizde" değil "suda" hareket kabiliyeti aranmaktadır. Bu sayede iç su teknelerine, gemilerine de TTK uygulanabilir kılınmıştır.


Eski kanun döneminde hakim olan bir tartışma açıkça sonlandırılmıştır. 6762 sayılı eski TTK gemilerin hukuken taşınmaz veya taşınır mal sayılacaklarına ilişkin bir açıklama getirmemekteydi. Tartışma kaynağını ise İcra İflas Kanunu açısından bir sicile kayıtlı gemilerin taşınmaz sayılmaları gereği oluşturmaktaydı. Yeni TTK'nın 936. maddesi hem TTK hem de ilgili tüm diğer kanunlar açısından gemilerin taşınmaz kabul edileceklerini açıkça belirtmiştir. Bununla beraber ilgili kanunlarda da gerekli değişiklikler tasarının kabulü ile gerçekleştirilmiştir.


Bayrak konusunda ise yeni TTK geminin bir Türk gemisi olması halinde Türk Bayrağını kullanacağını açıkça belirtmiştir. Bir geminin Türk gemisi sayılabilmesi için ise maliki veya hisselerin çoğunluğuna sahip paydaşı Türk vatandaşı olmak zorundadır. TTK'nın 940. maddesinde öngörülen şartları taşımayan gemilerin Türk Bayrağı taşımaları söz konusu olamayacakır.


Bir diğer önemli değişiklik gemilerin satışına ve mülkiyetlerinin devrine ilişkin olarak getirilmiştir. Eski kanun döneminde herhangi bir şekil şartına veya usule bağlı kılınmayan bu işlem Yeni TTK ile noter onaylı veya sicil memuru huzurunda yapılacak bir sözleşmenin varlığına ve zilyetliğin devri şartlarına bağlanmıştır. Uygulamada ise tüm bu işlemler "Fronting" yöntemi ile sonuca ulaştırılmaktadır.


Gemiler ve yeni inşa halindeki gemiler üzerinde kurulacak olan ipotekler açısından Türk Medeni Kanunu'nun rehne ilişkin hükümleri ile uyum sağlanmıştır ve hatta TTK'nın 1013. maddesi Türk Medeni Kanunu'nun ilgili hükümlerine de atıfta bulunmaktadır.


6762 sayılı eski Ticaret Kanunu gemi üzerinde ipotek hakkı sahibi olan bir kişiye alacağının tehlikeye düşmesi, alacağını tahsil edememe riskinin doğması durumunda bir güvence sağlamamaktaydı. Yeni Türk Ticaret Kanunu ile ipotek hakkı sahibine henüz daha alacağı muaccel olmadan, belli bazı koşulların varlığı halinde ihtiyati haciz yoluna başvurabilme imkanı tanınmıştır.


Donatanın gemi adamlarının kusurlarından sorumluluğu yanı sıra ayrıca kılavuzun da kusuru sonucu verdiği zararlardan sorumlu olacağı Yeni TTK'da düzenlenmiştir. Eski kanun yalnızca gemi adamlarının kusurundan kaynaklı bir sorumluluğu Donatan'a izafe etmekteydi.


Yeni TTK. uluslararası mevzuat ile uyum çabası içinde olma doğrultusunda birçok yerde uluslararası düzenlemelere doğrudan atıfta bulunmaktadır. Bunlardan en sık karşımıza çıkanı ise 1976 tarihli "Deniz Alacaklarına Karsı Mesuliyetin Sınırlanması Hakkında Milletlerarası Sözlesme" ("1976 Convention On Limitation Of Liability Of Maritime Claims")dir. Söz konusu sözleşme yalnızca donatan değil, kaptan açısından da sorumluluğu sınırlama hakkı vermektedir. Bu doğrultuda tamamen yeni bir düzenleme olan 1089. maddenin 4. fıkrası kanuna eklenmiştir.


Yeni TTK'da deniz ticareti sözleşmeleri açısından da önemli değişikliklere gidildiği açıkça görülmektedir. Uygulama alanı kalmamış veya hiç uygulamaya konu olmamış düzenlemeler kanundan çıkarılmıştır. Bunun yanı sıra Lahey/Visby Kurallarında ve Hamburg Kurallarında açıkça ve detaylıca düzenlenmiş bulunan Gemi Kira Sözleşmeleri (Bareboat Charter) ve Zaman Çarteri Sözleşmeleri (Time Charter)'ne bahsedilen uluslararası düzenlemeler doğrultusunda kanunda yer verilmiştir.


Güvertede taşınan eşyalar açısından ise yeni TTK'da getirilen düzenlemenin aynen Hamburg Kuralları'ndan kaynaklandığı görülmektedir. Haksız olarak güvertede taşınan eşya açısından taşıyanın sorumluluğu aynen Hamburg Kuralları'nın 9. maddesinde öngörülen şekildedir.


Yeni Ticaret Kanunu'nun 1178. - 1192. hükümlerinde taşıyanın sorumluluğu düzenlenmiştir. Genel olarak burada yer alan hükümlerin de Lahey/Visby Kurallarından ve 1979 Özel Çekme Hakkı (SDW) Protokolü'nden esinlenilerek düzenlendiğini söylemek mümkündür. Bu sözleşmelerin tümünde hüküm bulunmayan hallerde ise Hamburg Kuralları'ndan tamamlayıcı nitelikte faydalanılmıştır. Özel Çekme Hakkı TTK açısından yeni ve ihtiyaç duyulan bir düzenleme idi. Bu sayede uygulamada ortaya çıkan tazminat miktarına ilişkin sorunlar kalıcı olarak sona erdirilmiştir denilebilir. Bahsi geçen sözleşmeler ve TTK açısından tek fark ise Özel Çekme Hakkının miktarı konusunda ortaya çıkmaktadır.


Denizde taşıma senetleri konusu da yine yukarıda bahsi geçen sözleşmeler paralelinde TTK'da yer almıştır. 6762 sayılı TTK'dan farklı olarak günümüz koşullarına uygun biçimde örneğin konişmentonun elektronik olarak düzenlenmesi imkanı getirilmiştir.


Deniz yolu ile yolcu taşıma sözleşmelerinden doğan alacaklar açısından da yine 6102 sayılı yeni TTK, Türk Medeni Kanunu hükümlerine atıfta bulunarak hapis hakkı tanımaktadır.


Çatma konusuna ilişkin olarak 1910 tarihli Denizde Çatmalara İliskin Bazı Kuralların Birlestirilmesi Hakkında Milletlerarası Sözleşme neredeyse aynen iktibas edilmiştir.


Deniz kazalarında ise Milletlerarası Denizcilik Komitesi'nin (CMI) yayınlamış olduğu en son tarihli York - Anvers Kuralları'nın uygulanacağı söylenerek yine doğrudan uluslararası düzenlemelere atıf yapılmıştır.


Son olarak ise zamanaşımı konusunda genel düzenleme yöntemi terk edilerek yeni TTK'da her bir kurum açısından ayrı ayrı düzenlenmiştir.


Yerli ve yabancı şahıs ve şirketlere hukukun her alanında avukatlık hizmet sunan uluslararası perspektife sahip bir hukuk firmasıdır. tag : hukuk, avukat, boşanma avukatı, avukatlık bürosu, hukuki danışma